Bir zorbayla nasıl baş edilir? Sürekli daha fazlasını isteyen, verilen her tavizi zayıflık olarak gören bir aktöre karşı iyi niyet çoğu zaman sonuç vermez. Avrupa’nın son yıllarda Donald Trump karşısında izlediği çizgi, bu gerçeği açık biçimde ortaya koydu.
Geçtiğimiz yaz Avrupa Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri arasında varılan ticaret uzlaşması, AB’den ABD’ye ihracatta yüzde 15 gümrük vergisi öngörürken, Avrupa’nın ABD’den ithalatında sıfır vergi uygulanmasını içeriyordu. Brüksel, bu anlaşmayı “istikrar ve öngörülebilirlik” söylemiyle savundu. Ancak kısa süre sonra Washington’dan gelen ek gümrük tehditleri, bu beklentilerin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi.
Uzlaşma neden sonuç vermedi?
Avrupa’nın yumuşak yaklaşımı, gerilimi azaltmak bir yana, yeni taleplerin önünü açtı. Buna karşılık Çin’in, nadir toprak elementleri üzerinden yürüttüğü sert müzakere stratejisi, ABD yönetimini geri adım atmaya zorlayabildi. Bu tablo, uluslararası siyasette gerçekçi baskı araçlarının hâlâ belirleyici olduğunu hatırlatıyor.
Ekonomik kaldıraç olarak ABD borcu
Avrupa’nın elindeki en güçlü kozlardan biri, ABD’nin kamu borcuna duyduğu bağımlılık. ABD hazinesi, devasa bütçe açığını finanse edebilmek için küresel yatırımcılara ihtiyaç duyuyor. Avrupa ülkeleri ve onlara bağlı fonlar, trilyonlarca dolarlık Amerikan devlet tahvili tutuyor.
Bu yatırımların önemli bir bölümü özel sektöre ait olsa da, devlet kontrolündeki fonlar üzerinden siyasi bir mesaj vermek mümkün. Örneğin Norveç’in dev varlık yöneticisi Norges Bank Investment Management, portföyünde ciddi miktarda ABD tahvili bulunduruyor. Benzer şekilde İsveç’in AP-fonderna da Amerikan devlet tahvillerine yatırım yapıyor. Bu fonların yeni alımları durdurması ya da sınırlı satışlara gitmesi, kısa vadede maliyet yaratsa bile, Washington’a güçlü bir siyasi sinyal gönderebilir.
Ticaret ve siyasi baskı araçları
AB’nin elinde yalnızca gümrük vergileri yok. “Anti-coercion” olarak bilinen ve kamuoyunda “ticaret bazukası” diye anılan mekanizma, ekonomik baskıya karşı geniş bir karşılık seti sunuyor. Bu araç; ülkelere, şirketlere ve belirli sektörlere yönelik önlemleri mümkün kılıyor. Amaç, keyfi baskıların karşılıksız kalmayacağını göstermek.
İlke ve bedel meselesi
Elbette bu tür hamleler risksiz değil. Tahvil piyasalarında dalgalanma yaşanabilir, ticaret gerilimleri Avrupa ekonomisini de etkileyebilir. Ancak egemenlik, demokrasi ve uluslararası hukuk vurgusu; yalnızca söylemde kaldığında değil, bu değerler için bedel ödemeye hazır olunduğunda anlam kazanır.
Avrupa için mesele artık nezaket değil, caydırıcılık. Sürekli geri adım atmanın yeni talepleri davet ettiği açıkça görüldü. Bu nedenle Brüksel’in, Washington’a net bir mesaj verme zamanı geldi: Tek taraflı baskı politikaları karşılıksız kalmayacak.
Semihhan Aydemir








