Birleşmiş Milletler (BM) uzmanları, günümüzde ırkçılığın geçmişe kıyasla daha az görünür ancak çok daha derin ve yapısal bir biçime dönüştüğünü belirterek, küresel ölçekte daha güçlü ve etkili mücadele çağrısında bulundu.
21 Mart’ın anlamı ve tarihi arka plan
BM Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi (CERD) üyeleri Doç. Dr. Michał Balcerzak ve Dr. Tina Stavrinaki, 21 Mart Uluslararası Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu.
Balcerzak, bu tarihin aynı zamanda Güney Afrika’daki Sharpeville Katliamı’nı hatırlattığını vurgulayarak, apartheid döneminin ırk ayrımcılığının en açık örneklerinden biri olduğunu ifade etti. Ona göre, tarih boyunca ırkçılık hem açık hem de gizli biçimlerde varlığını sürdürdü.
Transatlantik köle ticareti gibi insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinin etkilerinin bugün bile sürdüğünü belirten Balcerzak, bu mirasın hâlâ toplumsal eşitsizlikleri beslediğini söyledi.
“Anayasada yasaklamak yetmez”
Uzmanlar, birçok ülkenin ırk ayrımcılığını hukuken yasaklamasına rağmen, bunun tek başına yeterli olmadığını vurguladı. Balcerzak, devlet temsilcilerinin sıklıkla “Anayasamızda ayrımcılık yasak” şeklindeki savunmalarına dikkat çekerek, bunun pratikte karşılığının olmadığını ifade etti.
“Önemli olan yazılı hukuk değil, uygulamadaki gerçekliktir” diyen Balcerzak, özellikle kamu politikalarının ve günlük uygulamaların mercek altına alınması gerektiğini belirtti.
Dijital çağda yeni tehdit: Nefret söylemi
Irkçılığın dönüşümüne dikkat çeken uzmanlar, dijital platformların yeni bir risk alanı haline geldiğini söyledi. Sosyal medya ve çevrim içi mecralarda nefret söyleminin ciddi şekilde arttığına işaret edildi.
Balcerzak, nefret söyleminin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirterek, bunun açıkça özgürlüğün kötüye kullanımı olduğunu vurguladı. Dijital dünyanın sağladığı hızlı bilgi akışının, aynı zamanda ayrımcı söylemlerin yayılmasını da kolaylaştırdığı ifade edildi.
Yapısal eşitsizlikler derinleşiyor
Dr. Tina Stavrinaki ise günümüzde ırkçılığın daha çok sistematik ve kurumsal düzeyde ortaya çıktığını belirtti. Özellikle şu alanlarda yapısal eşitsizliklerin sürdüğüne dikkat çekti:
- Polis uygulamaları
- Konut politikaları
- İş gücü piyasası
- Göç ve mülteci politikaları
Stavrinaki’ye göre, bu alanlardaki politikalar farkında olmadan ayrımcılığı yeniden üretiyor ve kalıcı hale getiriyor.
Göç politikaları ve siyasi söylem eleştirildi
Uzmanlar, bazı siyasi partilerin göçmenler ve azınlıklar üzerinden yürüttüğü politikaların, toplumda ayrışmayı artırdığını belirtti. Bu tür söylemlerin yabancı düşmanlığını tetiklediği ve ırkçılığı beslediği ifade edildi.
Ayrıca bazı durumlarda devletlerin belirli etnik kimlikleri tanımamasının, doğrudan bir ayrımcılık sorunu olduğu vurgulandı. Bu durumun “varoluşsal bir problem” olarak nitelendirildiği aktarıldı.
Çatışmalarda kimlik siyaseti etkili
Stavrinaki, uluslararası çatışmalarda kimlik temelli söylemlerin giderek daha fazla kullanıldığını belirtti. Etnik ve tarihsel farklılıkların, şiddeti meşrulaştırmak ve belirli grupları dışlamak için araç haline getirildiğini söyledi.
Bu tür söylemlerin, çatışmaların derinleşmesine ve daha geniş kitleleri etkilemesine yol açtığına dikkat çekildi.
Kurumlara öz eleştiri çağrısı
BM uzmanları, yalnızca devlet politikalarının değil, kurumların da kendi yapılarını sorgulaması gerektiğini belirtti. Üniversiteler, mahkemeler, polis teşkilatları ve istatistik kurumlarının toplumun çeşitliliğini daha iyi yansıtması gerektiği ifade edildi.
Aksi halde, farkında olmadan ayrımcılığı sürdüren mekanizmaların devam edeceği uyarısı yapıldı.
“Her zamankinden daha kritik bir gün”
Uzmanlar, 21 Mart’ın günümüzde her zamankinden daha önemli hale geldiğini belirtti. Artan küresel eşitsizlikler, göç krizleri ve çatışmaların, ırkçılıkla mücadeleyi daha acil bir konu haline getirdiği ifade edildi.
Irk ayrımcılığıyla mücadelenin; adalet, eşitlik ve barış içinde bir arada yaşamın temel şartlarından biri olduğu vurgulandı.








