Danimarka’da gerçekleştirilen genel seçimlerde Başbakan Mette Frederiksen liderliğindeki Sosyal Demokrat Parti sandıktan birinci çıkmasına rağmen tarihinin en düşük oy oranlarından birini aldı. Seçimler, küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland üzerindeki politikalarının gölgesinde gerçekleşti.
Sosyal Demokratlar tarihî düşüş yaşadı
Sosyal Demokrat Parti, yüzde 21,85 oy oranıyla seçimleri önde tamamladı ancak bu sonuç, partinin 1903 yılından bu yana aldığı en düşük oy olarak kayıtlara geçti. Bir önceki seçime kıyasla yaklaşık 6 puanlık düşüş yaşayan parti, birinci sırada yer almasına rağmen ciddi bir güç kaybı yaşadı.
Başbakan Frederiksen’in, düşen oy oranına rağmen iktidarını sürdürebilmesi için uzun ve zorlu koalisyon görüşmelerine hazırlanması bekleniyor.
Oyların yönü Yeşil Sol’a kaydı
Seçim sonuçlarına göre ikinci sırada Yeşil Sol yer aldı. Sosyal Demokratlar’ın kaybettiği oyların önemli bir bölümünün bu partiye yöneldiği değerlendiriliyor. Bu durum, sol seçmen tabanında yeniden bir dengelenme yaşandığına işaret ediyor.
Merkez sağda düşüş sürüyor
Troels Lund Poulsen liderliğindeki Venstre Partisi ise oy kaybını sürdürdü. 2022 seçimlerinde yaklaşık 10 puan düşüş yaşayan parti, 2026 seçimlerinde de 3 puan daha geriledi. Bu tablo, merkez sağ seçmenin alternatif arayışının devam ettiğini gösteriyor.
Aşırı sağ oylarını katladı
Seçimlerin en dikkat çeken sonuçlarından biri ise Danimarka Halk Partisi’nin yükselişi oldu. Parti, oy oranını yüzde 2,63’ten yüzde 9,25’e çıkararak sandığın en büyük sıçramasını gerçekleştirdi. Uzmanlar, merkez sağdan kopan seçmenin önemli bir kısmının bu partiye yöneldiğini değerlendiriyor.
Koalisyonun anahtarı Ilımlılar Partisi
179 sandalyeli parlamentoda dengeleri belirleyecek parti ise Lars Løkke Rasmussen liderliğindeki Ilımlılar Partisi oldu. Yüzde 7,7 oy alan ve 14 milletvekili çıkaran parti, koalisyon görüşmelerinde kilit rol üstlenecek.
Danimarka siyasetinde “kırmızı blok” (sol) ve “mavi blok” (sağ) arasındaki geleneksel ayrımın bu seçimle birlikte daha karmaşık bir yapıya evrildiği görülüyor. Her iki blok da tek başına çoğunluğu sağlayamazken, yeni hükümetin alışılmışın dışında bir koalisyon modeliyle kurulması bekleniyor.








