Birleşik Krallık istihbarat birimleri tarafından hazırlanan bir rapor, biyolojik çeşitliliğin hızla yok olmasının ülke ve küresel güvenlik açısından acil bir tehdit haline geldiğini ortaya koydu. Rapora göre, bazı hayati ekosistemler önümüzdeki beş yıl içinde, hatta 2030’dan önce çökme riskiyle karşı karşıya.
Raporda, bu çöküşlerin gıda arzında ciddi aksamalara, fiyatlarda sert artışlara, kitlesel göçlere ve toplumsal huzursuzluklara yol açabileceği uyarısı yapıldı.
Rapor hükümet tarafından geciktirildi
14 sayfalık rapor, resmi olarak Birleşik Krallık Çevre, Gıda ve Kırsal İşler Bakanlığı (Defra) adına hazırlanmış olsa da çalışmanın arkasında, istihbarat servislerini denetleyen Birleşik Krallık Ortak İstihbarat Komitesi bulunuyor.
İngiliz basınına göre raporun geçen sonbaharda yayımlanması planlanıyordu. Ancak hükümetin merkez ofisi olan 10 Downing Street, içeriğin “fazla karamsar” olduğu gerekçesiyle raporun kamuoyuna açıklanmasını erteledi.
Tehdit askeri değil, ekosistem kaynaklı
Raporda ulusal güvenliğe yönelik tehdidin terör ya da askeri saldırılar olmadığı özellikle vurgulanıyor. Asıl riskin, doğal kaynakların aşırı tüketilmesi, arazi kullanımındaki değişiklikler, kirlilik ve iklim değişikliği nedeniyle ekosistemlerin çökmesi olduğu belirtiliyor.
Raporda şu ifadelere yer veriliyor:
“Biyolojik çeşitlilik kaybı nedeniyle bazı ekosistemlerin 2030’da veya daha erken bir tarihte çökmesi gerçekçi bir olasılıktır.”
Gıda arzı en kırılgan alan
İstihbarat değerlendirmesine göre, ekosistem çöküşünden en fazla etkilenecek alan gıda güvenliği olacak. Birleşik Krallık’ın küresel ölçekte artacak gıda ve doğal kaynak rekabetinde diğer ülkelerle yeterince rekabet edemeyebileceği, bunun da iç piyasada istikrarsızlığa yol açabileceği ifade ediliyor.
Raporda ayrıca iklim krizinin etkileriyle birlikte kuraklık, sel, orman yangınları, erozyon ve salgın hastalıkların daha sık yaşanacağına dikkat çekiliyor. Bu gelişmelerin, jeopolitik gerilimleri ve devletler arası rekabeti artıracağı uyarısı yapılıyor.
“Ulusal güvenlik meselesi olarak ele alınmalı”
Eski üst düzey askeri yetkililerden Korgeneral Richard Nugee, raporun ekosistem çöküşünü bir çevre sorunu değil, doğrudan ulusal güvenlik tehdidi olarak ele almasının önemli olduğunu belirtti.
Raporda özellikle risk altında olduğu belirtilen bölgeler arasında boreal ormanlar (İskandinavya ve İsveç’i de kapsayan kuşak), Amazon Ormanları, Kongo Havzası, Himalaya bölgesi, Güneydoğu Asya’daki mercan resifleri ve mangrov ormanları yer alıyor.
İsveç için de benzer riskler geçerli
Rapordaki değerlendirmelerin yalnızca Birleşik Krallık’ı değil, İsveç dahil birçok ülkeyi yakından ilgilendirdiğine dikkat çekiliyor. Stockholm Resilience Center’dan araştırmacı Lisen Schultz, ekosistem krizinin karar vericiler tarafından güvenlik perspektifiyle ele alınmasının kritik olduğunu vurguladı.
Schultz, sağlıklı ekosistemlerin yalnızca çevre değil, gıda güvenliği ve toplumsal istikrar açısından da hayati olduğunu belirterek, ülkelerin küresel iş birliği içinde hareket etmesi gerektiğini ifade etti.
İsveç’te kapsamlı analiz eksikliği
Haberde yer alan bilgilere göre, İsveç’te ekosistem çöküşlerinin ulusal güvenliğe etkilerine ilişkin kapsamlı bir analiz henüz yapılmış değil. Yetki karmaşası nedeniyle birçok kurum sorumluluğu başka kurumlara yönlendirirken, uzmanlar özellikle Baltık Denizi örneğinde görüldüğü gibi çevresel baskıların ciddi sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.
Uzmanlara göre ekosistem krizi, diğer küresel sorunlar nedeniyle ertelenemeyecek kadar acil ve atılacak adımların zamanlaması hem ulusal güvenlik hem de gıda arzı açısından belirleyici olacak.








