Dünya ekonomisinin yıllık zirvesi World Economic Forum kapsamında İsviçre’nin Davos kentinde bir araya gelen küresel karar alıcılar, bu yıl alışılmışın dışında bir atmosferle karşı karşıya. Zirvenin resmi teması “Diyalog ruhu” olsa da, kulislerde konuşulanlar gerilim, güç politikası ve riskler etrafında şekilleniyor.
Bu huzursuzluğun merkezinde ise Donald Trump bulunuyor. Trump’ın Davos’a resmi gelişi henüz gerçekleşmeden, ABD’nin Norveç dahil sekiz Avrupa ülkesini Grönland ve Arktik politikaları nedeniyle cezai gümrük vergileriyle tehdit etmesi, zirvenin tonunu sertleştirmiş durumda.
Ticaret değil, jeopolitik baskı
Bu kez tablo, klasik bir ticaret anlaşmazlığından farklı. Gündemde ne damping ne devlet yardımları ne de ticaret dengesizlikleri var. Gümrük vergileri, doğrudan siyasi ve güvenlik politikası aracı olarak kullanılıyor. Amaç, Avrupa ülkelerini stratejik tavizlere zorlamak.
Bu durum, zirvenin resmi söylemi ile gerçek atmosfer arasındaki farkı daha da görünür kılıyor. Panellerde diyalog vurgusu yapılırken, kapalı kapılar ardında sınırlar, karşı güç ve caydırıcılık konuşuluyor.
Von der Leyen: “Avrupa için kalıcı bir değişim”
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Davos’ta yaptığı konuşmada küresel şokların Avrupa’yı yeni bir yol ayrımına getirdiğini vurguladı. NTB’nin aktardığına göre von der Leyen, Avrupa’nın bu değişimin geçici değil kalıcı olduğunu kabul ederek daha bağımsız bir yapı inşa etmesi gerektiğini söyledi.
AB’nin “ticaret bazukası” yeniden gündemde
Avrupa’da asıl tartışma, AB’nin anti-zorlama aracı olarak bilinen ve kamuoyunda “ticaret bazukası” diye anılan mekanizmanın devreye sokulup sokulmayacağı. 2023’te kabul edilen bu araç, ekonomik baskının siyasi amaçlarla kullanıldığı durumlar için tasarlandı.
Bu enstrüman teorik olarak; ABD’li şirketlerin AB iç pazarına erişiminin sınırlandırılmasını, kamu ihalelerinden dışlanmasını, ithalat-ihracat kısıtlamalarını ve hatta doğrudan yabancı yatırımlara engelleri mümkün kılıyor. Ancak etkileri son derece geniş olacağı için bugüne kadar hiç kullanılmadı.
Washington’dan uyarı

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Davos’ta Avrupalı liderlere karşı adımların “akıllıca olmayacağı” uyarısında bulundu. Bu da transatlantik hattaki gerilimin yalnızca ticaretle sınırlı kalmayabileceğine işaret ediyor.
Üç olası senaryo
Uzmanlara göre önümüzde üç temel senaryo bulunuyor:
Kontrollü gerilim:
AB, sınırlı ve hedefli karşı önlemler alır; müzakere kapısı açık kalır. Piyasalar dalgalanır ancak tablo yönetilebilir düzeyde kalır.
Tam ticaret çatışması:
Tehdit edilen yüzde 10’luk vergilerin yüzde 25’e çıkması ve AB’nin ticaret bazukasını devreye sokmasıyla, dünyanın en büyük iki ekonomik bloğu arasında tam kapsamlı bir ticaret savaşı yaşanabilir. Bu senaryo, yatırımların durması ve uzun süreli büyüme kaybı anlamına geliyor.
Daha derin bir kırılma:
En karanlık senaryoda ise Grönland meselesi, ticareti aşarak güvenlik, ittifaklar ve karşılıklı güven krizine dönüşebilir. Böyle bir durumda yalnızca ekonomi değil, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan küresel düzen de sorgulanmaya başlar.
“ABD varlıklarını satmak” gerçekçi mi?
Avrupa’nın elindeki Amerikan varlıklarını satmasının güçlü bir koz olduğu sıkça dile getiriliyor. Ancak uzmanlar, bu varlıkların büyük ölçüde özel fonlar, bankalar ve emeklilik sistemlerine ait olduğunu, dolayısıyla AB’nin tek tuşla böyle bir adım atamayacağını vurguluyor. Üstelik bu tür bir hamlenin, Avrupa ekonomisine de ağır bedelleri olur.
Caydırıcılık olarak bazuka
Bu nedenle AB için temel ikilem net: ekonomik zorlamaya karşı inandırıcı bir karşı güç oluşturmak, ancak bunu yaparken kendi ekonomisine zarar vermemek. Ticaret bazukası bu noktada en çok, hiç kullanılmadığı sürece etkili bir caydırıcılık aracı olarak görülüyor.
Zira tam ölçekli bir çatışma, yalnızca gümrük oranlarını değil, dünya ekonomisinin temel direklerini sarsabilir. Davos’ta hissedilen endişenin kaynağı da tam olarak bu: Küresel ekonomi, belki de yeni ve daha sert bir dönemin eşiğinde.








